Temmuz, 2014 için arşiv

Kış Uykusu

Yayınlandı: 13 Temmuz 2014 / Sinema

1İçerikBir yılı aşkın süredir yazmadığım siteme dönüşüm Nuri Bilge Ceylan‘ın nihayet bugün izleyebildiğim Kış Uykusu filmiyle olacakmış meğer.

Ceylan’ın tüm filmlerini izledim, hepsini eşit derecede olmasa da sevdim. Uzak‘tan itibaren yönettiklerini daha çok sevmiştim ama Kış Uykusu’nun yeri bambaşka oldu benim için. Kişisel olarak kendime çok yakın hissettim bu filmi. Sanki benim de söylemek istediğim bir şeyleri, tam da benim anlatmak istediğim bir şekilde dile getiriyor gibi geldi. Bir filmi gerçek anlamda bir sanat eseri yapan, bir sanat eserini “büyük” yapan tam da bu özelliği olsa gerek. Yanlış anlaşılmasını istemem; filmi kendime yakın hissettiğim için önemli bulmuyorum, insanın hiç ısınamadığı büyük sanat eserleri de vardır; sevmezsiniz ama hakkını teslim edersiniz. Kış Uykusu benim hem çok sevdiğim hem de önemli bulduğum bir eser.

Film hakkında yarım yamalak teknik bilgiler verecek veya ayrıntılı karakter çözümlemeleri yapmaya kalkışacak değilim. Merak eden bu tür bilgileri internette bol bol bulabilir. Her ne kadar tamamına katılmasam da kapsamlı bir eleştiri olarak Fırat Yücel’in Altyazı dergisinin Temmuz 2014 sayısındaki yazısını örnek verebilirim. Yine de yazık ki filmi izlememiş olanlar için, aşağıda yazacaklarım muhtemelen çok da bir şey ifade etmeyecek.

1İçerikÖncelikle filmdeki oyunculuklar beni çok etkiledi. Serhat Kılıç‘ın hayat verdiği imam Hamdi Hoca karakteri yer aldığı her sahnede benim için diğer oyunculardan klasik deyimle “sahne çaldı”. Bu karakteri benim için bu kadar cazip kılan şeyin ne olduğuna emin değilim. Mecburiyetlerden kaynaklanan bir ölçüde riyakar ve yalaka tavırları, yer yer tam bir imam edasıyla söylediği sözler filan olamaz elbette. Samimiyeti ve gerçekte hayatta o hep rastladığım ama üzerinde çok da düşünmediğim bir tür insana özgü ezikliği olsa gerek diye farkediyorum şimdi. Bir sahnede, filmin baş karakteri olan Aydın‘ın evine geldiğinde çamurlu oldukları için ayakkabılarını kapıda çıkarır ve bu tür adamlarda sıkça gözüme çarpan kirli beyaz/açık sarı çoraplı ayaklarını gizlemek isteyen küçük bir çocuk gibi üstüste koyarak sandalyede oturur. Ailesinin kaderini kısmen elinde tutan Aydın karşısındaki çaresizliğini, elini kolunu nereye koyacağı, lafa nasıl gireceğini bilememe halini içinizde, en derinde bir yerde hissedersiniz bu sahnede. Hele bir de yerler soğuk olduğu için ve uygun terlik bulunamadığından kendisine verilen kadın terliklerini ayağına geçirdiğinde ortaya çıkan sahnenin o tuhaf doğallığı karşısında gözleriniz yaşarabilir. Burada bir ayrıntıdan söz etmeden geçemeyeceğim: Aydın’ın talimatıyla terlikleri getiren evin hizmetlisi Fatma‘nın Hamdi Hoca’ya yönelik hareketlerindeki  “bir sen eksiktin” küstahlığı ve zorlamalık ayrıca düşündürücü. Bu hep dikkatimi çeken bir tavırdır; toplumun ezilmiş kesimindeki insanların birbirlerine karşı takındıkları bu tür acımasız tavırları artık sınıf bilinci eksikliğiyle mi açıklamalı, yoksa kendilerini biraz da olsa karşısındakinden “üstün” hissetme arzusuyla mı, bilemiyorum. Ancak itiraf etmeliyim ki filmde yer alan bu tür çok sayıda detay benim gözümde onu apayrı bir yere koymaya yardım ediyor.

1İçerikBir diğer başarılı karakter Nejat İşler‘in canlandırdığı ve Hamdi Hoca’nın abisi olan İsmail. Filmdeki rolü oldukça az olmasına karşın hafif arıza, asabi, gururlu ve hayatın yüzüne hiç gülmediği İsmail’den etkilenmemek ve Nejat İşler’in yeteneğine hayran olmamak elde değil.

 

1İçerikHaluk Bilginer‘in sanki kendisini canlandırıyormuşcasına içten, bence olağanüstü oyunculuğuyla perdeye taşıdığı Aydın, üzerinde çok uzun konuşulabilecek bir karakter. Bunu yapmaya kalkışmayacağım ama benim bir filmde rastladığım en derinlikli işlenmiş, detaylandırılmış karakter olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belki de sırf bu nedenle Kış Uykusu insanda bir filmden çok kalın bir roman etkisi yaratıyor. Aydın hakkında bildiklerimiz her sahnede giderek artarak sonuçta onu adeta çok yakından tanıdığımız bir arkadaşımız mertebesine ulaştırıyor. Kendi özelimde benim izlerken üzerinde çok kafa yorduğum ve sanırım daha uzun bir süre yoracağım bir arkadaş bu. Her ne kadar gururla söyleyemesem de, bana kendim hakkında da epey bir şeyler anlatan Aydın’la ilgili basında çıkan eleştirilerde çokça yer alan bir argüman, elitist tavırları ve halktan kopukluğu ile tipik bir Türk aydını özellikleri taşıdığı üzerineydi. Bu argümanın külliyen yalan olduğunu söyleyemem; isabetli yanları var. Ancak bence üzerinde durulması gereken konu bu değil. Aydın karakteriyle birlikte bu coğrafyanın standartlarıyla karşılaştırınca fazlasıyla incelmiş, rafine zevkler ve özellikler kazanmış, ancak bir yandan da sanki yorgun, bir şeyleri düzeltme isteği taşımayan veya bu isteği çoktan yitirmiş, bir ölçüde yenik diyebileceğimiz bir insanı tanıyoruz. Sanki bu durum onu fazlasıyla kendini düşünen veya belki daha doğrusu başkalarını düşünmeye tenezzül etmeyen, kendi güvenli sularında ve çevresine sırtını dönerek yaşayan/zaman öldüren birine dönüştürmüş. Dolayısıyla ne karısıyla bir paylaşımı kalmış, ne ablasıyla, ne de yolları zaman zaman ona teğet geçen diğer kişilerle. Alabildiğine mutsuz ve huzursuz. Kimseyi beğenmiyor, karısı dahil herkesten, herşeyden şüphe duyuyor. Esasen kendiyle de barışık değil, kendini de beğenmiyor. Tiyatro kariyerinde belli ki arzulamış olduğu büyük oyuncu statüsüne ulaşamamış ve ne çare ki artık sanatsal yetenekleri onu pek de kimsenin okumadığı bir yerel gazeteye yazdığı yüzeysel makalelerin ötesine taşıyacak gibi görünmüyor. Ekonomik olarak fazlasıyla rahat olsa da ruhen fakirleşmiş, yalnızlaşmış, istemese de yenilgiyi kabullenmiş bir adam. Ve bu adam filmin son bölümlerinde bir tür değişim yaşıyor. Sanki yaşama daha bir tutunur, elindekilerin değerini daha iyi bilir bir görünüm veriyor. Kişisel görüşüm, bu değişimin pek çok eserde karşımıza çıkan bir katarsis yoluyla değil, Aydın’ın öznel şartlar neticesinde pratik aklıyla bulduğu bir çözüm şeklinde tezahür ettiği.

imagesFilmde yer alan kadın karakterler; Aydın’ın karısı Nihal (Melisa Sözen) ve ablası Necla (Demet Akbağ) da ince işlenmiş, hikaye açısından önemli misyonlar üstlenmiş kişiler. Özellikle Necla beni etkiledi. Çok şey bilen ama eleştirmekten öte çok az şey yapabilen, yalnızlıktan bunalmış ve sürekli ya kendisiyle ya da çevresiyle didişen, Aydın’ın ifadesiyle tembel ve sivri dilli bu kadıncağız benim de hem kendimde hem çevremde bolca benzerliklerini gördüğüm bir karakter. Nihal ise ilk anda fazlasıyla yüce gönüllü ve kocasının bencilliklerinden haklı olarak bunalmış bir izlenim vererek sempati uyandırsa da, biraz daha yakından tanıyınca aslında epey yüzeysel, biraz da saf ve sığ biri. Zaman zaman kulak tırmayalan yeniyetme genç kız telaffuzu da beni rahatsız etti. Ancak bu film adına bilinçli bir uygulama olabilir.

Tüm karakterler arasındaki çekişmelerden, çıkar ilişkilerinden, duygusal gelgitlerden tamamen uzak, kendi halinde bir de çocuk var filmde: İsmail’in oğlu İlyas. Rolü az ama hikayenin gelişimi adına çok önemli. Filmde neden olduğu tüm olaylardan bağımsız olarak İlyas’ın gözlerinden hiç eksilmeyen öfke, bence filmin belki de tek siyasi mesajını sembolize ediyor. Bu toplumun yoksulluk ve çözümsüzlükten başka hiçbir şey veremediği bu çocuklar, öfkelerini ve isyanlarını şiddete düşkünlük ve filmde kendisinin de söylediği gibi büyüyünce polis olma hayalinden öteye maalesef taşıyamayacaklar.

Olay örgüsünün ve Aydın’ın ruh halinin gelişimiyle birlikte sonbahardan bembeyaz bir kışa evrilen  nefis görüntüler ve hep doğru yerlerde karşımıza çıkan Schubert’in 20 numaralı piyano konçertosu (Elisabeth Leonskaja – Schubert : Piano Sonata No.20 in A major D959 : II Andantino) insanın içine işliyor.

Sonuç olarak bu filmi herkese öneremem. Bu lafı da tepeden bakan bir herkes anlayamaz edasıyla söylemiyorum. Bu filmi sevmek, kendine yakın hissetmek, sinemadan beklentilerle ilgili, hayata bakışla ilgili, film izleme alışkanlıklarıyla ve daha bir sürü şeyle ilgili. Bir filmde bir 19. yüzyıl Rus klasiği tadı almak, üzerine çok da kafa yormadığımız vicdan, ahlak, yalnızlık, farklılıklar, öfke, alışkanlıklar, yeniden başlamak, hiç deneyememek gibi kavramlar üzerine düşünmek isteyenler için tavsiye edilir.

Reklamlar