Başka Bir Dünya

Yayınlandı: 12 Haziran 2013 / Politika

tumblr_mo6ccnWPPL1ste14ro1_1280Gezi Parkı direnişinin başlamasıyla birlikte iki haftadır başka bir dünyada yaşıyoruz sanki. Park’tan aniden esmeye başlayan özgürlük ve demokrasi rüzgarı başta büyük şehirler olmak üzere neredeyse tüm ülkeye yayıldı. Bazıları ’68 Mayıs’ında Fransa’da başlayıp tüm Avrupa’ya yayılan özgürlük hareketlerine benzetti olup biteni, bazıları Tahrir Meydanı’ndan girdi, Paris Komünü’nden çıktı. Çoğunluk bunun bize özgü bir bileşim, yeni bir başkaldırı türü olduğuna inandı. Sürecin sonu henüz gelmedi ve derinlemesine bir inceleme yapmak hala çok zor. Yine de bazı şeyler söylemek istiyorum.

Bugünden yarına bir hükümet değişikliği, hatta daha ileri gidip bir devrim bekleyenleri rahatlıkla naiflikle itham edebiliriz ama tüm bu olanlardan sonra ve bu olanlar sayesinde, en azından daha demokratik bir ülkede yaşayabileceğimiz inancı, beklentisi çoğumuzu heyecanlandırmıyor mu? EZLN lideri Subcomandante Marcos’un sözünü alıntılarsak, “Rüyamızda başka bir dünya gördük.” Bu dünya, içinde yaşadığımız neredeyse herşeyin paraya ve güce endekslenmiş olduğu, özgürlüklerin ancak muktedirlerin belirlemiş olduğu sınırlar içinde yaşanabildiği dünyadan ne kadar da farklıydı!

Hayaller sınır tanımaz ve elbette önce hayal ederek büyük değişimlerin yolu açılabilir. Kendi adıma, rejimin adını ne koyarız emin değilim ama tam katılımcı, merkeziyetçilikten uzak, yerel yönetimlerin demokratik süreçler yoluyla tüm karar mekanizmalarını şekillendirdiği, durmaksızın din, millet gibi sakızların çiğnenmediği bir düzen içinde yaşamak isterdim. Bunun adına “demokratik sosyalizm” veya son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz gibi “katılımcı sosyalizm” diyebiliriz belki.

Ve fakat üzerinde yaşadığımız ülkeyi, gerçeklerini ve sınırlarını çok uzun zamandır biliyoruz, tanıyoruz maalesef. Başbakanın Afrika seyahatinden dönüşünü takiben çok belirgin biçimde ülke atmosferi değişti. Gençlere ve topluma karşı herkesin vicdanını rahatsız eden polis baskısı, muktedirlerin kişiliksiz ve mantıksız kriz yönetimi çabaları, medyanın affedilmez yandaşlığının ayan beyan ortaya çıkması ve bu direniş sayesinde hatırladığımız “mizahın çok etkili bir toplumsal silah” olduğu gerçeği sayesinde, sanki düne kadar toplumun büyük bir kısmı direnişe tüm kalbiyle destek veriyor gibi geliyordu. Öyle ya, bu kadar doğal ve temiz isteklerden beslenen bir hareket nasıl desteklenmezdi ki? Ancak bir kaç gündür başbakanın -her ne kadar komik denebilecek tutarsızlıkta olsa da- konuşmaları ve neredeyse kusursuz derecede iyi tasarlanmış bir medya desteği yoluyla rüzgar yön değiştirmeye başladı. Kimsenin ne ve kim olduğunu anlayamadığı bir “faiz lobisi”, bir köşede her zaman hazırda bekleyen “dış mihraklar” ve “aslında tüm dünya bize karşı” söylemi (bunun farklı bir versiyonu da “herkes kendi işine baksın, onların bilmem nerede ne yaptıklarını unutmadık” argümanıdır), bir tutam provokasyon, bir ölçek “bu işler hoca efendinin tezgahı” muhabbeti derken hızla direnişin anlamsızlaştırılması ve sıradanlaştırılması sürecini yaşıyoruz.

Bu topraklarda mazisi çok eskilere dayansa da, özellikle 12 Eylül’ün topluma iyice bellettiği, adeta genlerine yazdığı bir düşünme biçimi vardır: Bir ülke aslında bir ailenin makro ölçekte büyütülmüş bir şeklidir. Hepimiz devlet babanın şefkatine ve anlayışına muhtaç, bir an bile gözü üzerinden ayrılmaması gereken ve kendi başına sağlıklı kararlar alamayacak ergenleriz! Bu büyük aileyi birarada tutan tek zamk tüm bireylerin (çocukların) söz dinlemesi ve uyumu bozacak ses çıkarmaması, tüm kararları devlete (babaya) bırakmasıdır. Aksi halde mazallah ülke (aile) parçalanır gider. Hele ki zaten her daim kapıda bekleyen, birlik ve beraberliğimizin bir an sekteye uğramasını hayal eden iç ve dış düşmanlar mevcutken! Bu düşünüş biçimi, Türkeş tarafından bir zaman önce veciz biçimde “ne mozaiği ulan, mermer bu mermer!” şeklinde ifade edilmişti. Hepimiz aynı ülkenin aynı biçimde yaşayan, düşünen, uysal evlatları olmalıyız. Unutulmamalı ki, devlet toplum için değil, toplum devlet için vardır.

Yeniden gündeme dönersek, gitgide artan bir ivmeyle “%99’u Müslüman ve Türk olan” ve herkes tarafından kıskanılan güzel ülkemizde “çocukların” bu ağaç ve park isyanı artık sona ermelidir zihniyeti gelişiyor. İş uzadıkça araya hep fırsat kollayan anarşistler, teröristler ve bölücüler sızıyorlar ve hepimizin gurur duyduğu bu yekpare mermerin çatlama olasılığı var.

Bırakın bu işleri artık çocuklar, babanızın şefkatli kollarına koşun! O herşeyin en iyisini sizin için de düşünür…

yorum
  1. İbrahim Elverdi dedi ki:

    Gücünü halkın çoğunluğundan almayan hareketin başarılı olma şansı hemen hemen hiç yoktur.Bu harekette halkın çoğunluğunun desteğinden sözedilemez.O nedenle azınkık hareketlerinin bastırılması her zaman kolay olmuştur.

  2. yeliz dedi ki:

    Ne ülkemizde tanımı erozyona uğramış demokratik/demokrasi ne de sosyalizm; içinde özgürlük olmalı. Özgürlük paydası birlik sağlar…

  3. Okan dedi ki:

    Hakan tebrikler, yorumlar bile almaya başlamışsın.

    İbrahim amca, başarı dediğin bu hükümetin devrilmesi değil herhalde. Onu sadece o hareketin bizzahati içinde olmanın heyecanıyla seslendirenler olmuştur, yoksa ortak payda o değildi bu harekette. Sadece ses çıkartmak, bende varım demek ve ne istemediğini anlatmaktı. O anlamda da başarılı olmuştur bence. Ya bu halktan bir cacık olmaz, koyun sürüsü bunlar lafını etmek artık daha zordur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s