İnsanın Evrimi

Yayınlandı: 23 Eylül 2017 / Bilim

lead_large

Her zamankinden farklı bir konuda yazmak istedim bu kez: İnsan evriminin kısa bir özeti. Madde madde gidelim.

  1. Memeliler aşağı yukarı 100 mn yıl önce ortaya çıktılar. İnsanın da aralarında sınıflandığı Primatlar ise 60-85 mn yıl kadar önce diğer memelilerden ayrılarak evrimleşmeye başladılar.
  2. Primatların alt kolu olan büyük insansı maymunlar (Hominidae) 15-20 mn yıl önce Gibongiller’den ayrıldı. İnsanların ataları (Hominini) ise içlerinde şempanze/bonobo ve gorillerin de olduğu gruptan yaklaşık 6-8 mn yıl önce evrimsel açıdan ayrıştılar. Bu süreçler Afrika’da yaşandı.
  3. Şempanze ve insanın (genel anlamda primatların hominini kolu) son ortak atalarından sonra aralarında ayrışan ve insanı karakterize eden özellikler olarak şunlar sıralanabilir:
  • bipedalizm (dik durma, iki ayak üzerinde yürüme)
  • artan beyin hacmi
  • dişilerde uzayan fertilite ve bebeklik dönemi
  • azalan cinsel dimorfizm (aynı türün iki cinsiyeti arasındaki cinsel organlar dışındaki farklılıklar)
  1. Konudan sapma pahasına bazı yan bilgiler vermek ilginç olabilir:
    1. Bipedalizmin yol açtığı gelişmelerden biri, ayakta durmanın getirdiği leğen kemiği daralması nedeniyle insansılarda doğumun güçleşmesidir. Bunu insansıların gitgide artan beyin hacmiyle birleştirirsek, doğumun aslında mecburen diğer memeli türlerine göre hamileliğin çok daha erken döneminde olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu prematüre doğum nedeniyle insan yavrusu çoğu memeliye göre doğumdan sonra çok daha az gelişmiş ve bakıma muhtaçtır. Geç yürür, geç konuşur, vb.
    2. Modern insanın beyin hacmi ortalama 1.330 cm3’tür ve örneğin en yakın yaşayan akrabamız olan şempanzenin üç katıdır. Bu büyüme artan et tüketimi, daha doğrusu pişmiş et tüketimi ile bağlantılı kabul edilir. Artan hacimle birlikte beynin temporal lob (dil/konuşma becerisi) ve prefrontal korteksi (karmaşık karar verme süreci ve sosyal davranışları düzenleyen kısım) diğer tüm canlılara göre ileri derecede gelişmiştir.
  2. Hominini grubu genellikle şöyle sınıflandırılır (evrimleşme sırasına göre):
    1. Ön insan: Australopithecine’ler. 5.5 mn yıl önce evrimleştiler ve 1.7 mn yıl önce yok oldular. İki ayak üzerinde durabilen ilk hominini türüdür. 110-150 cm arası boya ve modern insanın üçte biri oranında beyne sahiptir. 1974’te Etiyopya’da bulunan ünlü “Lucy” iskeleti bu türün iyi bir örneğidir. Kendisine ortak/ilk annemiz denir.
    2. İlk insanlar: 9 mn yıl önce evrimleşen ve modern insanın ilk uzak atası denen homo habilis, yani yetenekli insan ve benzer zamanda evrimleşen homo rudolfensis. Bu iki tür modern insanın yaklaşık yarısı kadar beyin hacmine sahiptir ve fosillerinin yanında taş aletler bulunmuştur. Homo erectus’un atası kabul edilirler.
    3. Erken insanlar: Homo sapiens hariç tüm yok olmuş insan türleri bu gruba girer. Bunlar içinde en önemlilerinden biri modern anlamda dik olarak ayakta durup, yürüyebilen ve sosyal gruplar halinde yaşayan homo erectus’tur. Yaklaşık 2 mn yıl önce evrimleşmiş ve genel anlamda 400k yıl önce yok olmuştur. Dünyanın izole bölgelerde 50k yıl önceye dek var olduğu düşünülmektedir. Homo erectus, ateşi kullanan ve mağaralarda barınan ilk insan türüdür.
  3. Yaklaşık 1.5-2 milyon yıl önce Afrika’dan ilk göçler (homo habilis ile) başladı. Önce Asya, daha sonra Avrupa’ya. Göçlerin temel nedeni iklim değişiklikleriydi.
  4. Erken insanlar arasında homo erectus’tan sonra ortaya çıkan ve homo sapiens’e giden yolda en önemli türlerden bazıları;
    1. Homo heidelbergensis (700k ile 200k yıl önce arasında Afrika, Avrupa ve Batı Asya’da yaşadı). Bu tür daha sonra evrimleşmeye devam ederek tahminen 150k-200k yıl önce Avrupa’da homo neanderthalensis’e dönüştü.
    2. Homo neanderthalensis, nam-ı diğer Neandertal İnsanı (250k ile 30k yıl önce arasında Avrupa ve Batı Asya’da yaşadı). Başlı başına ayrı bir yazının konusu olmalı.
    3. Denisova insanı. Tahminen 40k yıl önce yaşadı. Muhtemelen homo erectus’tan evrimleşerek Sibirya ve Altay dağları civarında oluştular.
    4. Homo florosiensis, yani cüce insan, hobbit (95k ile 12k yıl önce arasında yaşadı). Ateş kullanabildikleri ve çok küçük oldukları biliniyor. Endonezya civarında yaşamışlardır.
    5. Homo sapiens. 200k yıl önce modern insan evrimi başladı ve 50k yıl önce bugünün insanı denebilecek homo sapiens sapiens oluştu.
  5. Avrupa/Ön Asya’da heidelberg’ten neandertal’e evrim olurken, Afrika’da homo sapiens’e evrim devam ediyordu ve yaklaşık 200k yıl önce homo sapiens Afrika’da görülmeye başladı. Yaklaşık 60k yıl önce Afrika’dan çıkıp, yine Avrupa ve Asya’ya yöneldi. Bu yayılmanın diğer arkaik insan türlerinin yok olması üzerinde dramatik etkileri oldu.
  6. Modern insan ve neandertal en azından 60-70k yıl eşzamanlı ve hatta birlikte yaşadı. Avrupa’da sapiens ve neandertal, Asya’da sapiens ve denisovan arasında birleşmeler yaşandı. 30-35k yıl önce neandertal yok oldu. Bunun pek çok nedeni olabilir. Sapiens’in yarattığı bir soykırım, iklim ve çevre değişikliklerine uyumsuzluk, vb. Bugün Avrupalı insanın DNA’sının ortalama %4-5’i neandertal’lerden geliyor. Benzer şekilde, Güney Asya bölgesindeki insanların da %1-%6 oranında denisovan geni taşıdıkları biliniyor.
  7. Avrupa ve Asya’dan daha sonra göç alan Amerika, Avustralya gibi bölgelere (hepsi Asya’dan; Amerika’ya Bering Boğazı, Avustralya’ya Endonezya üzerinden) sapiens daha geç ulaştı ve ayrıca doğal anlamda kapalı bölgelerde evrim süreci daha geç oluştu.
  8. Unutulmaması gereken nokta, bu evrim sürecinin lineer olmadığı. Yani önce erectus vardı, o heidelberg’e evrildi, ondan neandertal türedi vb. şeklinde olmadı bu olaylar. Örneğin Java’da 1.5 mn yıllık erectus fosili bulundu. Yani Afrika’dan ilk çıkan habilis grubundan bir kısmı Java’ya kadar ulaştı ve orada erectus’a evrildi. O sırada Afrika’da da benzer evrim oluyordu. Diğer yandan Avrupa’ya giden grup aşamalı olarak neandertal’e evrildi. Dünyanın çeşitli yerlerinde belli zaman aralıklarında eşzamanlı olarak erectus, neandertal, heidelberg, sapiens yaşadılar.
  9. İnsan beyni bugünkü seviyesine (hacim/boy) 150k yıl önce ulaştı ve o zamandan beri kayda değer bir değişim olmadı.
  10. Modern insan DNA’sı şempanze ile %98.4 oranında aynıdır. Bu yakınlık düzeyi örneğin fare ile sıçanın DNA yakınlığından 10 kat fazladır. Öte yandan, sapiens ve neandertal birbirlerine insan ve şempanzeye kıyasla 10 kat daha yakındırlar.

Konuyu bir de grafikle anlatmak gerekirse, buyrun.

image003

 

Reklamlar

Temcit Pilavı

Yayınlandı: 05 Mayıs 2017 / Deneme

H1007-L16976219

Zaman eskisi kadar yavaş akmıyor artık. Bir bahar daha işte. Kalbim yine uçarı bir kuş.

Temcit pilavı. Yorulsak da yeniden, yeniden, bir daha, bir daha…

Gökdelenler, merdivenler, kuyular, acı bir tat, köpekler, ıssız bir sahil, eskimiş bir piyano, kuru bir öpücük, devrik cümleler, eski şarkılar, bazen…

Yaşayacağım işte. Sonsuz bir döngü bu sanki.

Ve kalbim uçarı bir kuş gibi hala…

 

Ah Güzel Ülkemiz

Yayınlandı: 19 Aralık 2016 / Politika

Yıl 2016. 21. yüzyıl. Ülkemiz, kederli ve yalnız ülkemiz… Hiç bitmeyecek gibi görünen bir girdabın içinde, günden güne kaosa, belirsizliğe giden ülkemiz. Sanki hiç yaşamadı bu topraklarda Nazımlar, Melih Cevdetler, Karacaoğlanlar, Rumiler, Emreler… Sanki hiç yaşamadık 12 Eylülleri, 27 Mayısları, 29 Ekimleri, 23 Nisanları…

Dünya haritasını önümüze koyunca, dünya tarihine Sümer’den beri şöyle bir göz attığımızda, klasik laf olacak ama medeniyetin merkezinde yer alan bu topraklar nasıl oldu da bir bedevi aşireti seviyesine indirildi? Bizler nasıl buna engel olamadık?

20 yıla kadar Mars’ta kolonizasyon başlayacak. Bir an durup düşünelim; Mars’ta yeni bir hayat başlayacak! Bizler, bu toprakların bahtsız müdavimleri, her olayı vatan sevgisi/hainliği, şehadet, bayrak, ezan ve üç kağıtçı Batı söylemiyle değerlendirenler. Doğal seçilim toplum bilimlerine de uyarlanabilirse eğer, yok olmaya mecburuz.

En iyisi şiir okuyalım aklımızı kaçırmamak için. Edip Cansever’den Yerçekimli Karanfil’i mesela.

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

Yıllar Önce

Yayınlandı: 04 Nisan 2016 / Şiir

images

Yıllar önce bir gün…

Yaşlanmak neye benzer?
Hep soruyoruz birbirimize: aşk nedir, var mıdır aslında.
Sonsuzluk diye bişey olsa…
Nedir derdimiz, hiç bitmeyen bu kanama ne?

Yıllar sonra bir gün.
Eski aşklar neye yarar? Nedir tüm bunların anlamı?
O gözlerde ne gizli, daha fazla mutluluk olabilir miydi, daha fazla tutku?
Yaşlanmak bu olsa gerek.

Kendimi arıyordum bir zaman
Buldum mu?
Bir gemi gidiyor biryerlere
Karanlığı yırtan otobüsler
Ben buradayım
İki çift laf etmek isterdim
bişeyler yaşamak değil derdim
görmek ve körlük
cesaret ve tutulma
zaman
bir devirmiş bunlar
ama benim yaşayacak halim yokmuş.
Eskimiş arzular
Bir eksiklik var ama neyle kimle ilgili
Düşeceksem düşeyim
Ama…

Şimdi değil artık şimdi değil artık

A Cry

Yayınlandı: 04 Nisan 2016 / Şiir

5393306774_00a77e146a_o

 

 

 

 

 

Imagine a forest
where all the trees have spilled their leaves
and remained all naked
when a city has been crushed down
and totally destructed with the bombs of the masters of the world
and the waters of Bosphorus have dried away,
a ruined soil is laying between the two continents
which is full of ancient, long-sunk ships,
their invaluable treasures,
the skeletons of the dead sailors
and many corpses
which have unfortunately been thrown into the water
to be gotten rid of until the end of time
and the lost jewellery of the world’s most beautiful women
who have gone sailing on a small boat under a bright sunshine
when on the other side of the world a little child
has been sold to a rich merchant
since his family hasn’t got any other chance
and he has been beaten until he became nearly dead
and all the vampyres of the universe have met a trap
which has forced them to bear the sunshine for hours,
the very same sunshine that the young people have found wonderful
to walk on the green grass of their lust
at the same time when an old fisher has lost his eternal darling forever
by a silent heart attack and he now reads “Annabel Lee”
and all the seagulls cry for his sacred pain
and a baby cries with her own pain in the arms of her mother
and a father drinks another beer in a pub with his lonely friends
and they altogether sing a song of isolation
and a silence falls upon everything when the last words have been spoken
and a cold autumn breeze whispers the name of their beloved son
to the family of “Bazarev”,
then comes a winter full of snow
which keeps the soul of a young writer warm
and all the dead lie in their graves as the whiteness covers the earth
and the children wake up cheerfully one morning finding a grey sky
and a white shelter over the soil
and naked trees which have already spilled their leaves
and a princess wakes up slowly thinking of her dearest
who has come to her bedside in the night and kissed her lips “my love”
and a young writer says to himself that every end is a beginning
and every coward is a hero
when all the struggles only bring greater pain and much tears to this world
and he knows that his heart is flying across time and space
to find a land where all the heartaches disappear, all the loneliness is ceased
and his life has no importance against the tides of his destiny
and in his dreams he sees only one vision,
hears only one voice
and
he searches for only one love.

Don Kişot

Yayınlandı: 24 Ekim 2015 / Deneme, Politika

Bir kalp; sanki yeldeğirmenlerine karşı Don Kişot biteviye atıyor ve hep gergin bir ruhun eşlikçisi, hep yalnız, mutsuz değil ama yalnız işte hep yalnız…
Veremem daha fazla, gidemem buralardan, uçarım belki.

Kapitalizm Nedir?

Yayınlandı: 08 Mayıs 2015 / Deneme

1İş hayatında sadece ucuz işgücüne değil, kendini iyi sayılabilecek düzeyde yetiştirmiş, hayata-insanlara duyarlı, dünyayı bilen adama sürekli kendini yetersiz hissettirip başına gelebileceklere karşı hazırolda tutma halidir kapitalizm. Kendine ve çevresine yapılan tüm haksızlıklarda susup oturacak denli sindirmek ve pasifleştirmektir. Üzerine binbir türlü sorumluluk yükleyip, geri dönülmesi zor noktalara getirip, sonra da kenarda bekleyen havuç uğruna “yeter” diyemeyecek bireyler yetiştirme sanatıdır. Gününün dörtte üçünü geçirdiği iş ortamında bunalıp kendini ve hayatı sorgulayan insana, “aman boşver ya, işi işte bırakacaksın, takmayacaksın hiç birşeyi,” dedirtecek ve kendince rahatlayıp mutlu olduğunu sandıracak kafa yapısını adım adım inşa etmektir. Kendisine öğretilen doğruları içselleştirip, ne dünya görüşü ne hayat tarzı ne de ekonomik çıkarı o yönde olmamasına karşın farkında olmadan sistemi onaylayan, dahası onun bekçiliğini ve avukatlığını yapan şaşkınlar üretme projesidir. İnsana en canı sıkkın, baskı altında ve öfkeli olduğu zamanda bile profesyonel görünmeyi bir erdem olarak belletip, en insani ve haklı tepkiyi bile gösteremeyecek, iki çift laf söyleyemeyecek formata sokmaktır. Tüm bu sıkıntıların telafisini –sanki mümkünmüş gibi- özel hayatta arayan, orada da gayriihtiyari saçmalayıp en sevdiklerini hırpalayan zavallılar yaratma makinasıdır.